MADURO NE YAPTI ?
diye sormak geliyor içimden.
Sonra düşünüyorum; biz de ülke olarak dost ve müttefik bir ülkeyiz, acaba bir gün sıra bize de mi gelecek?
Ve ekliyorum: Bizden ne istedikleri zaten belli değil
mi?
Kırk yılı aşkın süredir bir terör örgütünü kurup lojistik destek vererek 40 binden fazla gencimizi şehit vermemize neden olan “terörist devlet”, aslında hep aynı devlet değil mi?
Ülkelerin bağımsızlığının, sınır bütünlüğünün ve uluslararası hukukun sadece sözde kaldığı bir dünya düzeninde yaşıyoruz.
ABD’nin “haydut devlet” olarak adlandırdığı Güney Amerika ülkeleri mi asıl suçlu, yoksa işgal ettiği ülkelere huzur götüreceğini iddia edip oralarda kan, gözyaşı ve kaos bırakan ABD mi?
Artık “haklı olmanın” değil, “güçlü olmanın” yollarının müzakere edildiği; işgal edilen ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koyma yöntemlerinin konuşulduğu bir devirdeyiz.
ABD, sözde dünyanın jandarması, aslında “haydut devlet” tanımını birebir üzerinde taşımaktadır.
Bir ülkenin devlet başkanının, kendi ülkesinde yatak odasından eşiyle birlikte, dünyada emsali görülmemiş bir hukuksuzlukla alınması, küresel adaletsizliğin ne boyuta ulaştığının kanıtıdır.
Bu durum; Birleşmiş Milletler (BM) olgusunun ne kadar içi boş olduğunu, uluslararası hukuk normlarının ülkelere göre nasıl değişkenlik gösterdiğini ve bu sahte birliklerin taraf tutan yapısını bir kez daha ortaya koymuştur.
Aslında çok uzağa gitmeye gerek yok; yakın geçmiş, geleceğe ışık tutmaktadır:
11 Eylül ve İkiz Kuleler bahanesiyle Afganistan’ın işgali,
Kitle imha silahları yalanıyla Irak’ın yakılıp yıkılması,
Arap Baharı adı altında Libya, Suriye, Mısır, Yemen ve Tunus gibi ülkelerin istikrarsızlaştırılması…
Bugün Venezuela Başkanı, yarın Küba, diğer gün bir başkası…
ABD; canı sıkıldıkça, borcu arttıkça veya çıkarları tehlikeye girdikçe istediği ülkeye müdahale edip yönetim değiştiren bir “medeniyet fukarası” portresi çizmektedir.
Bu haydutça tavırla dünyaya şu mesajı veriyorlar:
“Bana karşı çıkanı, istediğimi vermeyeni bu şekilde rezil ederim; ders çıkarın!”
Sıradaki ülkeleri sıralayıp “Sizin de adınız kulağa hoş geliyor” diyebilecek kadar devlet ahlakından uzaklaşan bu zihniyete karşı, dünya liderlerinin gerekli tepkiyi verememesi üzücüdür.
Dünya bu kabul edilemez olayları yaşıyorsa, her ülke bundan kendine pay çıkarmalıdır.
Bu kaos çorbasında, sessiz kalan her liderin tuzu vardır.
Güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu bir dünya düzeninde yaşamak dileğiyle…
Gülendam METİN
ALFA Basın / Anadolu TV
Yazıyı Paylaş
Yorum gönder