BARIŞ MI KONUŞULACAK, ÜLTİMATOM MU VERİLECEK?

BARIŞ MI KONUŞULACAK, ÜLTİMATOM MU VERİLECEK?

Bu günkü yazımı; dünyayı ekonomik anlamda sarsan, Filistin ve Lübnan’daki katliamlarla vicdanları sızlatan ve İran üzerinden körüklenen savaşlarla adaletsizliğini tescilleyen mevcut dünya düzeni üzerine kurguladım.

Bu kaosu izlerken, “Acaba bir gün sıra bize de gelecek mi? Gelirse bu zulümlerin hangisine maruz kalacağız?” diye düşünmeden edemiyoruz.

Ancak tam bu noktada, kadim bir devlet geleneğine sahip olmanın verdiği o vakur duruşla; aklın, sabrın, siyasetin ve tecrübenin nasıl bir stratejiyle hareket etmesi gerektiğini de derinden hissediyoruz.

Yarın Pakistan’da gerçekleşecek görüşmeler daha başlamadan, ön şartların ihlal edilmesi sürecin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. ABD’li yetkililerin zenginleştirilmiş uranyum üzerindeki baskıları ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolüne dair “şiddetli saldırı” tehditleri, diplomatik bir dilden ziyade bir savaş tamtamını andırıyor.

İsrail’in Filistin ve Lübnan üzerindeki işgalci tavrı sürerken, ABD kanadından gelen “vadedilmiş topraklar” (Arz-ı Mev’ud) gibi aşırı dinci söylemler, zihinlerde şu soruyu uyandırıyor:

Yarınki masa barış için mi kurulacak, yoksa bir ültimatom vermek için mi?

Kendini yıllardır sahte Hollywood filmleriyle “yenilmezlik zırhına” büründüren ve kendi yalanlarına dünyayı inandırmaya çalışan siyonist zihniyetin aslında bir “kağıttan kaplan” olduğunu artık hepimiz görüyoruz.

Çünkü mutlak gücün tek sahibi yalnızca Allah’tır.

Bu gerçeği unutup güce secde edenler;
Tankı ilah,
Doları kader,
Üsleri güvence,
Washington’ı kıble zannedenler;
Şimdi siyonizmin pençesinde yavaş yavaş uyanmaya başladılar.

Korku duvarları yıkılıyor. Sırtlarını dayadıkları ABD üslerinin kendilerini korumak bir yana, sadece açık bir hedef haline getirdiğini; ABD’nin onları birer müttefik değil, çıkarları ölçüsünde kullanılan birer aparat olarak gördüğünü nihayet anladılar.

Diğer yandan, Trump’ın her fırsatta Türkiye’ye teşekkür eden o güven vermeyen tutumunu görünce, “Acaba ülkemde ABD’nin hangi çıkarına hizmet edildi de bu teşekkür geliyor?” sorusu aklımızı kurcalıyor.

Ancak sonra dönüp kendimize bakıyorum:
Türkiye, büyük bir devlet ve kadim bir medeniyettir.

Bu devletin bir aklı vardır ve o aklın arkasında sarsılmaz bir iman, büyük bir sabır ve mutlak bir teslimiyet vardır.

Korku kalbe yerleşirse zincir olur,
iman kalbe yerleşirse millet olur.

Bu şuurla diyorum ki; ne kadar büyük bir millet olduğumuza dair güvenimiz tamdır.

Güce teslim olan her zaman kaybetmeye mahkumdur; Hakk’a teslim olan ise er ya da geç mutlaka kazanacaktır.

Gülendam METİN

Alfa Basın Anadolu TV

Yazıyı Paylaş

Yorum gönder