ÇOCUK DEDİĞİMİZ KATİLLER
Gönül istiyor ki yaşamın her aşamasında evlatlarımızın sadece başarılarını konuşalım.
Ne yazık ki “akran zorbalığı” diye adlandırdığımız, çocuklarımızın kendi yaşıtları tarafından uğradığı şiddet, içinde bulunduğumuz hafta Atlas evladımızı da aramızdan aldı.
“Çocuk” dediğimiz katiller,
“Aklım yapamadıklarımda kaldı” diyecek kadar cüretkar açıklamalar yapabiliyorsa; toplum olarak “Yanlışı nerede yaptık?” diye derin derin düşünmeliyiz.
Evlerimizde ebeveynler, ya çocuğunun eline telefon veya tableti verip “Kendi kendine oyna” diyerek onları sevgisiz ve ilgisiz bıraktı;
ya da her istediğini önüne sererek sorumsuz ve şımarık nesiller yetiştirdi.
Okullarda öğretmenlerin sevgi ve şefkatle tesis ettiği disiplin anlayışı, maalesef yok edildi.
Eğitilmeden, sadece veli isteğiyle ilkokuldan mezun edilen çocuklarımızın eğitim süreci, eksik bir temel üzerine inşa edilmeye çalışılıyor.
Netice itibarıyla; merhamet ve vicdan eksikliği, sağlıklı otorite yokluğu ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar, karşımıza bireysel, ailevi ve sosyal birer enkaz olarak çıkmaktadır.
Toprağa verdiğimiz her bir gencecik fidan, aslında kendi ektiğimiz tohumların acı meyvesidir.
Bu hafta Atlas, geçen hafta Ahmet… Önlem alınmazsa yarın bir başkası olacaktır.
Çocuk sahibi olmak kadar, çocuk yetiştirmenin de bir “sanat” olduğunun bilincine varmalıyız.
Evlatlarımıza düşmeyi değil ayağa kalkmayı; kötülüğü değil iyiliği; cehaleti değil eğitimi; suskunluğu değil diyaloğu öğretmeliyiz.
Hukuksuzluğun değil, hukukun ve insanlık vicdanının bir yaşam felsefesi haline gelmesini sağlamalıyız.
Eğitim yuvalarımız olan okullarda; sosyal yaşamın, insanlık değerlerinin ve insan haklarının önemi kavratılmalı;
çevreye verilen değerin aslında kişinin kendisine verdiği değer olduğu bilinci aşılanmalıdır.
Hukuki boyutta ise; “çocuk mahkemesi” kavramının ötesinde, daha caydırıcı cezaların gündeme gelmesi, 18 yaş altı suça karışan çocukların ebeveynlerine yönelik ağır yaptırımların uygulanması, küçük yaşta suç işleme oranlarında ciddi bir düşüş sağlayacaktır.
Akran şiddeti yüzünden ne gencecik fidanlar toprakta yatsın ne de ailelerin gözü yaşlı kalsın.
Evlerimizi ve okullarımızı, sevgi ikliminin hâkim olduğu,
fiziksel şiddetin,
alay etmenin ve dışlamanın en önemliside sosyal medya aracılığıyla ( siber zorbalık) sadece okul bahçesinde değil evlerimize kadar sızmasının önüne geçilmeli .
Yerini güven duygusunun aldığı; farklılıkların zenginlik sayıldığı yuvalar haline getirmeliyiz.
Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlıklar sadece kriz zamanlarında değil aktif olarak daha ciddi takipçi olmalı ve eğitim verebilmelidir.
Unutulmamalıdır ki; gerçek güç başkasını ezmek değil, haksızlığa karşı durmak ve birinin elinden tutmaktır.
Sevginin harman olduğu günlerde, elleri hep tutmak dileğiyle…
Sevgiyle kalın.
Gülendam METİN Alfa Basın / Anadolu TV
Yazıyı Paylaş

Yorum gönder